10 Temmuz 2016 Pazar

Enemy/Düşman (2014)


Size en az ikiziniz kadar benzeyen bir insana rastgele bir film sahnesinde denk gelseniz ne yapardınız?


  Tarih öğretmeni olan Adam bir üniversitede iş sahibidir. Monoton süren hayatı bir gün bir arkadaşının tavsiyesi üzerine izlediği bir filmle değişecektir. Adam filmi izlerken bir sahnede kendine çok benzeyen birine denk gelir ve bunun peşine koyulur. Adam kendisine en az ikizi kadar benzeyen Anthony’yi bulur ve artık hayatları asla eskisi gibi olmayacaktır…

  Filmin yönetmenliğini Denis Villeneuve üstlenirken başrolde başarılı oyuncu Jake Gyllenhaal ve Melanie Laurent var.

-Gerisinde spoiler –sürprizbozan- olabilir J

  Film gerçekten geniş bir zamanda izlenilmesi gereken ve ezber bozan bir film. Mantıksal karmaşalar ve akıl almaz olaylar filmi başarılı bir hale getirmiş. Filmi izlediyseniz eğer bi takım şeyler belki zihninizde yer etmiştir. Adam ve Anthony karakter olarak iki farklı insan. Anthony, Adam’ın hayalini kurduğu lüks hayatı yaşıyor. Adam hep bir oyuncu olmak istemiş fakat annesinin baskısını omuzlarında o kadar çok hissetmiş ki bu sadece zihninde içten içe istediği bir istek olarak kalmış. Zihin çok karmaşık bir olgu. Ve yönetmen her şeyi öylesine sır olarak saklamış ki izleyen herkes kendince bir sonuç çıkarabilir. Adam büyük bir baskı altında ve bu baskı farklı durumlardan kaynaklansa da hayatımızın çoğu döneminde bizim de maruz kaldığımız bir şey. Belki de hepimizin zihninde başka bir ben vardır.  Yönetmen tam da buna değinmek istemiş işte.

  Çevremizde istediğimiz şeylerin sadece hayal olduğunu söyleyerek bizim için o istekleri soyutlaştıran kimselerdir o baskıyı kuranlar… Hayatımızı sınırlandırmaya ve var olan benliğimizden uzaklaştırmaya çalışırlar bizi. Herkesin zihni farklı ve de bunun doğrultusunda istekleri de farklı. Yönetmen bu filmde her zihne bir uyartı göndermiş. Filme konu olan karakterimiz büyük bir kişilik bölünmesi yaşıyor.

  Filmi dayanamayıp ikinci kez izledim geçenlerde… Gerçekten de farklı anlamlar çıkarması mümkün bir konu… Esas adam aslında bizim sandığımız Adam değil de Anthony bana kalırsa… Neden mi dersiniz?

  Şöyle ki: Yönetmen baştan beri bizim zihnimize esas kişi olarak Adam’ı yüklemeye çalıştı. Olaylar onun çevresinde gelişti onun mücadelesi konu edinildi. Ama dikkatimi çeken bir şey var. Adam’ın öğrencilerine ders anlatıyor gibi göründüğü bir sahnede amfi bomboştu. Yani ondan önceki sahnede var olan öğrenciler hayal ürünü olarak oradaydı. Ayrıca sosyal hayat açısından Anthony herkes tarafından tanınıyor ve bir bebek beklemekte. Adı herkes tarafından bilinmekte ve hatırı sayılır bir kariyere sahip. Fakat diğer karakterimiz Adam’a bakarsak ona ismiyle hitap eden kimse yok. Hatta filmin son sahnesinde (iki karakter rol değişimi yapmıştı hatırlarsanız) gerçekleşen kazanın radyodaki anonsu sırasında tam ölen kişi olarak Adam’ın adının söylenmesi gerekilen yerde radyo kapanıyor. Ve de kazada ölen 

  Anthony’nin yerine Adam geçince dönüşüm tamamlanıyor. Yönetmense bize bir zihin oyunu oynayarak esas olanın Adam olduğunu sanmamızı sağladı ki bu izlerken hepimize mantıklı gelmiştir. Yani kişilik bölünmesi yaşayan karakterimiz normale dönmüyor, aksine hayali karakteri olan Adam’a dönüşüyor ve film bu olayın karısı tarafından da memnuniyetle karşılanmasıyla son buluyor.

  Benim yorumum şu anlık bu yönde J (bir kez daha izlersem farklı düşünceler oluşması pek mümkünJ)

  Sizde izleyin ve filmin zihninize türlü oyunlar oynayışına şahitlik edin J

İyi seyirler dilerim J


1 yorum: